Beki İkala Erikli

Ve öyle de oldu…

Kitaplar, kartlar, mesajlar derken hayatımızın içine giriverdi melekler. Belki de hep vardılar ama biz unutmuştuk. Onları bize hatırlatan isimlerden biri olan Beki İkala Erikli ile buluştuk bu sayıda… Önce ülkemiz sonra kendimiz için niyetlerimizi ettik ve bir iç huzuru ile ekledik: “Ve öyle de oldu.”

Yazı: Yaprak Çetinkaya

Beki İkala Erikli

Beki İkala Erikli

Kabataş’ta bol merdiven çıktıktan sonra eski bir apartmanın beşinci katına çıkıyorsunuz ve kapıda sizi büyük bir melek resmi karşılıyor, hoş geldiniz diyerek… Kapının arkasında neler var? Sihir mi, büyü mü? İnsanlara umut dağıtan birinin ofisi mi burası yoksa giren gerçekten melek dokunuşlarını hissedip bir dönüşüm mü yaşanıyor? Beki İkala Erikli’nin ofis kapısının önündeyim. Kendisine de daha sonra itiraf ettiğim gibi o güne kadar melekler üzerine yazılmış bir kitabı okumadım ve şu ‘tüy’ meselesine mesafeli durdum. Uzun zamandır bu dergide köşe yazıları ile okuyuculara ulaşan Beki İkala Erikli ile yüz yüze bir röportajın vakti gelmişti. Kapıyı çalıyorum. Kendisi henüz gelmemiş, asistanı beni geniş salona alıyor. Manzara nefes kesici… Dekorasyonda meleklerin yeri gerçekten büyük. Her köşede bir biblo, süs, tablo… Aslında melek figürleri hep vardı ama biz onlara bir ‘rehber’ sıfatı yüklemediğimiz için sevimli diye düşünerek bakıp geçiyorduk belki. Şimdi konu öyle bir hale geldi ki meleklerle yaşayanlar ve bu durumu ‘ti’ye alanlar olarak ayrıldık sanki. Ben bunları düşünürken biraz gecikme ile geldi röportaj konuğum. Teşvikiye’den Kabataş’a gelmek için taksi bulmakta nasıl zorlandığını, gecikme nedeniyle heyecanlandığı an meleklerden yardım istediğini, bir taksi şoförünün yolcusuna para üstü vermek için olmadık bir yerden dönüş yapıp önünde durduğunu, içerideki yolcunun melek koçluğu öğrencisi çıktığını, o inince taksiye kendisinin bindiğini bir çırpıda büyük bir neşe ile anlattı. Ardından sohbetimize başladık.

Daha önce neler yapıyordunuz, melekler
hayatınıza ve hayatımıza nasıl girdi? 2010’un sonunda çıktı ilk kitabım. Onun öncesinde uluslararası bir şirkette üst düzey yönetici olarak çalışıyordum. Almanya’da yaşıyorduk. Oğlum 2,5 yaşındayken bir haftalığına ABD’de bir iş seyahatine gittim. Oğlum burnumda tütüyordu. Döndüğümde ona sarılmak istedim ama o minicik eliyle suratıma bir tokat yapıştırdı. Fark ettim ki ne işe ne oğluma kendimi tam veremiyorum. Üç aylığına işe ara verme kararı aldım. İstifa edecek cesaretim yoktu. Genellikle sanıldığı gibi bir anda ‘melekler’ için kariyerime son verme hikayem yok. Ancak verdiğim mola on aya kadar uzadı ve sonunda artık karar vermem gerekiyordu. Bu sırada oğlumun arkadaşının annesi bana meleklerle ilgili bir kitap verdi. Doreen Virtiue’nin hayatını anlatan bir kitaptı. Çok acayip geldi, “Ne alaka melekler?” diye güldüm hatta.

Siz de o reddetme aşamasından geçtiniz yani?
Tabii. Tamamen dalga geçtim, “Meleklerden isteyeceğiz de olacak, hahaha” diye… Seminerlerde sorarım, “Var mı böyle düşünen?” diye. Konukların üçte biri elini kaldırır. “Tamam, bendensiniz” derim onlara. Çünkü göremediğimiz, elle tutulmayan, hayali, tamamen dışımızda ve hatta efsanevi sanıyoruz melekleri. Aslında son derece gerçek, “Şah damarımızdan bile yakın” dediğimiz Allah’ın içimizdeki elleri melekler… Bizim her şeyi yapacak gücümüz var. Kendimizi iyileştirecek, bir başkasını iyileştirecek, bir mucizeyi yaratacak… Ama biz sanıyoruz ki sadece elimizde tutabildiklerimiz gerçek ve onlar ‘somut’. Halbuki kuantum fizikçileri elektron mikroskobu ile baktıklarında görüyorlar ki somut diye bir şey yok. Böyle sanmamız beynin bir oyunu… Her şey, hepimiz, okurlarınızın şu an elinde tuttuğu dergi, hepsi enerjiden oluşuyor aslında. Kitabı okuduktan ve anlatılanları denemeye başladıktan sonra yavaş yavaş enteresan şeyler olmaya başladı.

Kitapta bir yöntem mi anlatılıyordu?
Aslında çok basit. İstiyorsunuz ve bırakıyorsunuz. Sonra başka kitaplar, Müslüman yazarların, kadim bilgelerin kitaplarını da okuyunca gördüm ki hepsi aynı şeyi anlatıyor aslında. İmam-ı Rabbani hazretlerinin bir sözü vardır; Allah vermeyeceğini istetmez diye. İsteyip bırakınca geliyor. Sadece istemeyi hatırlamak çok önemli. Şimdi bugün benim yerimde kaç kişi “Allahım bana bir taksi gönder, hem de şeker bir şoförü olsun” der? Beklersiniz, strese girersiniz, kendinizi yersiniz, etrafınızdakileri yersiniz, önüme geçtiniz diye birileri ile tartışırsınız falan filan. Bunların hepsinden sıyrılıp keyif içinde de yolculuk yapabilirsiniz aslında. Hayatın her alanına bu isteme halini katmak gerekiyor. Nasıl gelecek bu taksi gibi düşüncelerden vazgeçmek, sadece istemek ve bırakmak… Bu kadar basit. Bazen insanlar “Bu kadar basit olamaz” diyorlar. “Deneyin görün” diyorum. Bilim adamı gibi olun; teoriyi ortaya atın, deneyin, sonuca bakın. Eğer sonuç kendini kanıtlarsa teori kanıtlanır. O teori benim için kanıtlandığı andan itibaren kitaplar getirtmeye başladım. Bir süre sonra daha derin bir eğitime ihtiyacım olduğunu anladım. İstediğim eğitim Hawaii’de vardı sadece. Gittim, orada farklı eğitimler aldım ve hayatım tamamen değişti. Bu arada yine iş hayatına dönmek için Türkiye’den gelen iş teklifi nedeniyle buraya döndük. “Bu yaşıma kadar nasıl gelmişim bunları bilmeden? Herkesin bunları bilmeye ihtiyacı var” dedim ve ilk kitabım ‘Meleklerle Yaşamak’ı yazdım.

Kaç kitap oldu?
CD’li kitapları da sayarsak sekiz kitap oldu. Kitaplardan önce de eğitim veriyordum. İçimizdeki sesi duymak, ayırt etmek, sezgisel zeka… Bunları anlatıyordum insanlara.

Melek deyince rahatsız oluyor bazı insanlar…
Evet, inanılmaz geliyor bazen. Olabilir… Melek demek zorunda da değilsiniz. Allah’ın içimizdeki sevgi dolu elleri, sevgi enerjileri, iç ses, içimizdeki sevginin gücü, ilahi güç; hepsini söyleyebiliriz. Anneannelerimiz, “Melekler korusun, meleklerin seninle olsun” diye uğurlarlardı bizleri çocukken. Hep bildiğimiz konular bunlar ama bilgeliğimizi kaybediyoruz. Akademik eğitimler güzel ama köklerimizi de unutmamak lazım.

“Bunları bilmeden daha önce nasıl yaşamışım” dediniz. ‘Bunlar’ dediğiniz nedir?
İstiyorsunuz, gerçekten bırakıyorsunuz ve oluyor. Ben Oğlak burcuyum ve eskiden her şeyi dişimle, tırnağımla kazıya kazıya yapıyordum gerçekten. Çalışıyor, hedef koyuyor ve sonra engellerin üzerinden atlayıp, terleyip hedefe ulaşıyordum. İstemeyi aklıma hiç getirmiyordum. Şimdi “Allah’ım, meleklerim, lütfen olduruverin” diyorum. Birkaç sene önce, işle ilgili bir problemde her şeyi yaptığım halde bir yerde takıldım kaldım ve dedim ki “Ben bunu halledemiyorum. Yukarıya bırakıyorum, siz halledin.” İçimden bir ses, “Halloldu” dedi. Nasıl olur? Şaşırdım. Öğleden sonraya kadar çözülmüştü. Ben hiçbir şey yapmadım. Ama aslında benim gücüm yaptı. Bizler bu gücü kapatmışız işte…

“Bazen insanlar ‘Bu kadar basit olamaz’ diyorlar. ‘Deneyin görün’ diyorum. Bilim adamı gibi olun; teoriyi ortaya atın, deneyin, sonuca bakın. Eğer sonuç kendini kanıtlarsa teori kanıtlanır.”

Meleklerle çalışmanın insanın kendi gücünü inkar etmesi gibi bir izlenim de çıkıyor mu acaba?
Bunu, her şeyin içimizde olduğunu hatırlaratak açıklayabilirim. Dışarıda hiçbir şey yok ki. Şu gördüğüm dünya da benim yarattığım dünya. Evren benim içimde aslında. Nasıl oluyor? Hiçbir fikrim yok. Allah’ı da o yüzden açıklayamıyoruz zaten. O yüzden biz değişince dünyamız değişiyor. Kendinizi şifalandırdığınızda, bereketle ilgili sorunlarınızı çözdüğünüzde takır takır iş teklifleri yağmaya başlar. Ne değişti? İçinizdeki blokajı kaldırdınız, o kadar… Bereket eğitimine gelenler deneyimlerini anlatıyor. Ben de hala şaşırıyorum bazı hikayelere. Bir danışanım iflasın eşiğindeyken, çalışanlarını nasıl işten çıkaracağını planlarken eğitime geldi. Sistemi anladı, şifa çalışmaları yaptı. Ardından seneler önce vermiş olduğu tekliflerin sipariş olarak kendisine döndüğünü, bırakın iflas etmeyi, işi büyütüp franchise vermeye başladığını anlattı. Ne değişti? Daha fazla teklif mi yolladı? Hayır. Sadece kendi içindeki blokaji kaldırdı, dünya da değişti.

Tüylere gelelim. Çok konuşuldu. Kuş tüyleri neden bu kadar önemli oldu?
Paulo Coelho’nun ‘Simyacı’da dediği gibi, evrenin işaretlerini takip etmek aslında bu da… Dünyada meleklerle ilgili çalışan herkes tüyleri, gökkuşaklarını, art arda çıkan sayıları anlatır. Bunlar bu temponun içinde dikkatimizi çekmek için, “Uyan bak, yalnız değisin, sevginin gücünü hatırla” demek için evrenin işaretlerdir.

Tüy görmeyi isteyecek miyiz yoksa şans eseri görünce bir mesaj mı alacağız?
Sokakta yürüyorsunuz, kafanızda bir şey var. Önünüze bembeyaz bir tüy iniyor. “Tamam bu konu hallolacak” diye düşünebilirsiniz. Kafanızda bir konu varsa, “Lüften Allah’ım, meleklerim bana bu konuda bir işaret gönderin” de diyebilirsiniz. Konu bereketle ilgili ise yerde bir beş kuruş da görebilirsiniz. (Gülüyor çünkü tam bu sırada camın önünden beyaz bir tüy önce aşağı iniyor ardından tekrar yükseliyor.) Allah’a inanmıyorsanız evrenden isteyin, adına ne derseniz deyin aynı şey çünkü. Yardım istediğinizde, evrenin yüksek niyetini ortaya koyduğunuzda kendi gücünüzü ortaya çıkarıyorsunuz. Zaten tüyleri yaratan da biziz. Olumsuzu yaratan da biziz olumluyu da…

Bir konuyu isteyip bıraktık ama olmadı… Neden?
O konuyla ilgili blokaj vardır. Bilinçaltında iflasla ilgili kodlama var mesela. O virüsü kaldırmak lazım ki o bilgisayar işlesin. O zaman iflas yerine franchise vermeye başlayın. Gerçekten isteyip bıraktınız ve olmuyorsa bilinçaltına dönüp orada ne var onu çözmek lazım.

Bilinçaltı dönüştürmeyi nasıl yapıyorsunuz?
Eğitimlerde “Bilinçaltımda ne var ve onu nasıl dönüştürürüm” ü öğretiyorum. Hep kendiniz için hem başkaları için. Çocuklarınızdaki korkuları da dönüştürebilirsiniz.

Kitaplarda da anlatılıyor mu tekniği?
Bunu yapabilmek için iç sesinizi rahatlıkla duyabilmeniz gerekiyor. Eğitimin ileri safhası bu. Ama kitaplardaki CD’lerle derin bir meditasyon ile o konunun kökesine inip, virüse ulaşıp onu temizleyip tamamıyle bağımsız sağlıklı bir titreşime geçebiliyorsunuz.

Denedim olmadı diyenler, tüy görüp sevinip bir süre sonra bunları unutanlar… Neyi atlıyorlar?
“Bir ara oluyordu ama artık olmuyor ya da yapamıyorum” diyenler oluyor. Pratiğe devam etmek gerekiyor. Her gün bir melek kartı çekin, bir mesaj okuyun, her zaman enerjinizi arındırın, enerjiniz mi düştü hemen derin nefesler alın. O zaman hayatınızın bir parçası oluyor.

İstemeye küçük şeylerle başlamayı öneriyorsunuz değil mi?
Evet çünkü bazen bu kadarı da olmaz diyoruz. O nedenle park yeri ya da taksi bulmakla başlayın. Bunu yapınca daha fazlasını istemeye de başlıyorsunuz. Aksi taktirde kendi önünüze blokajlar koyabilirsiniz.

Sizi eleştirenleri şefkatle kabul edebiliyor musunuz?
İlk başlarda üzüldüğüm, hatta bir defasında ağladığım olmuştu. İçime döndüm ve “İnsanların söyledikleri senin için neden bu kadar önemli?” konusunu çalıştım. Aslında anlamadığı bir konuda fikir yürüten bir insanın dedikleri beni niye ağlatıyordu? Regresyon çalıştım ve çok ilginç bir konu çıktı. Anne karnındayken babamın “Bu çocuğu aldır” demesi, annemin doktor bir arkadaşının onu doğurmaya ikna etmesi. Ben aslında orada “İnsanların benimle ilgili söylediği benim hayatımı belirler”e inanmışım. Bu hikayeyi biliyordum ama kendi hayatımdaki konularla bağdaştıramamıştım. Sonuçta o adamın hakareti benim için müthiş bir şifa oldu. Bana kendi içimdeki yarayı gösterdi, ayna oldu. Artık bu tür yorumlarda “O da öyle, ona inanıyor” diyorum ve gerçekten yürekten sevgi gönderiyorum. Ben artık etkilenmiyorum ve bu tür tepkiler de artık daha az.

“Paulo Coelho’nun ‘Simyacı’da dediği gibi, evrenin işaretlerini takip etmek aslında tüyler… Dünyada meleklerle ilgili çalışan herkes tüyleri, gökkuşaklarını, art arda çıkan sayıları anlatır. ”

PARA SEVGİDİR
Son kitabınız para ile ilişkimizi anlatıyor. “Para özdür, para sevgidir, yakar da ısıtır da” diyorsunuz. İnsanların para ile ilişkisi çoğunlukla nasıl?
En komiği şu… Ben onlardan biriydim ve kendime gülüyorum şu an. Annem tıp doktoru ve bizim evde paraya dokunuldu mu eller mutlaka hemen yıkanırdı. O zaman ne demiş oluyorsunuz: Para pistir, kirlidir. “Pis köpek” dediğiniz köpek size gelir mi? Bunu çok görüyorum. Bırakın elinizi yıkamayı sevdiğiniz kişiyi öpersiniz. Parayı öpmek, yüreğinizin üstüne koymak ve onun sevgi olduğunu fark etmek gerekiyor. Bir de parayı yok sayıyoruz. Kredi kartına geçiyor ve onun enerjisi ile etkileşimi kesiyor, hayata onun özünü koymuyoruz. Dokunmuyoruz bile. Oysa onun varlığını onurlandırıp yaşamamıza almak ve onun sevgi olduğunu anlamak gerekiyor. Kitabımda anlatıyorum, ben de eskiden parayı alır kotumun cebine koyar sonra da otururdum. Para buruş buruş olurdu. Oysa sevdiğimiz birine nasıl davranırız? Çocuğumuzu örneğin, arabanın arkasında ona özel koltuğa oturtur, emniyet kemerini bağlarız. Bagaja oturtup üstüne de bavul koymayız.

Bu röportaj için son sözünüzü alabilir miyim?
Hayatımızın her alanında ama her alanında içimizdeki Allah’ın sevgi dolu elleri, yani aslında kendi gücümüz olan melekleri hayata geçirmek her şeyi o kadar kolaylaştırıyor ki. “Yok canım” diyenler varsa, hiçbirine inanmayın, sadece deneyin. Ondan sonra bir bilim adamı gibi hayatınıza bakın, neler oluyor. Sadece benim değil, on binlerce, yüz binlerce insanın hayatları değişti. Olmuyorsa o konuda bir blokajınız vardır ve dönüştürürseniz olacaktır. Müthiş bir güç ve müthiş bir destek var. Hayata gülümseyerek bakalım. Vakti geldi çünkü…

Bu bakış açısı ile ülkede yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dünya da Türkiye de ışığa geçiş döneminde. Türkiye burada önemli bir rol oynuyor. Değişim bazen bir kaos gerektirir. Belki de her zaman, bilemiyorum. Daha yumuşak bir geçişe niyet ediyorum. Kendi dersimizi öğrenmek, hepimizi bir olarak kucaklamak… Herkes istediğine inansın, istediği gibi giyinsin, istediği gibi yaşasın, isterse meleklerle dalga geçsin, isterse özünü anlayıp kendi içindeki gücü kullansın. “Ben yine seni görüşünle kabul ediyor ve sevmeyi seçiyorum” diyebilmek, işte bunu öğreniyoruz. Nereden nereye geldik, çok şükür!

“Sokakta yürüyorsunuz, kafanızda bir şey var. Önünüze bembeyaz bir tüy iniyor. ‘Tamam bu konu hallolacak’ diye düşünebilirsiniz. Kafanızda bir konu varsa , ‘Lüften Allahım, meleklerim bana bu konuda bir işaret gönderin’ de diyebilirsiniz.

Yorum Ekle