Astroloji

Gökyüzünde ne varsa yeryüzünde de o oluyor!

Gökyüzündeki yıldızların dizilişi bizim kibrimize işaret ediyor olabilir mi? Ya da Merkür’ün gerilemesi bağımlılıklarımıza göz atmamız gerektiğini gösterebilir mi? Son dönemlerde yaptığı astrolojik yorumlarla öne çıkan, gökyüzündeki hareketlerin içimize yaptığımız yolculukta uğramamız gereken durakları işaret ettiğini vurgulayan Juno ile görüştük… Astrolojiyi gelecek okumaktan çok insanın kendine yaptığı yolculukta, hayatın anlamını çözmede bir araç gibi gören Juno, “kendi halinde bir yıldız gözlemcisi” olarak düşüncelerini paylaştı…

Yazı: Halime Sürek KAHVECİ

Astroloji deyince aklınıza sadece burçlar, kişilik analizleri, gelecekten verilecek haberler mi geliyor? Satürn’ün Jüpiter ile kare yapması, Merkür’ün geri harekete başlaması sizin için tercüme edilmeye yabancı olan bir dil gibi mi? Peki ya sizi astrolojik olayların, karelerin, üçgenlerin ve geri gidişlerin kendimizi tanımamız, içimize bakmamız, kibir ve değer duygularımızı ya da içinden geçmek zorunda olduğumuz vadileri anlattığını, kısacası astrolojinin “bizi bize anlatan bir yol” olduğunu söyleyen biri ile tanıştırsam! Kendine “kendi halinde bir yıldız gözlemcisi” diyen Juno ile. Facebook’ta 10 bine yakın takipçisi var, yazıları günde 10 bin kişi tarafından okunuyor, dolunay gibi dönemleri anlattığında ise 25 bin civarında “tık” alıyor. “E o zaman zaten tanınıyor!” diyebilirsiniz. Ama ben size bir “plaza kızı”nın nasıl olup da “yıldız gözlemcisine” dönüştüğünü anlatmak istiyorum. O zaman kahve, soda ve şahane müzikler eşliğinde saatler süren sohbetimize sizi de konuk edeyim… İlk sorumu, diğerleri izliyor; “Juno kim? Niye kendinize Juno diyorsunuz? Gerçek adınızı niye kullanmıyorsunuz?” Juno aslında mitolojide, Zeus’un eşi olan Hera imiş. Yani “ruh eşi” kavramına oturuyormuş. Ancak, Juno bu kavrama farklı bir açıdan yaklaşıyor: “Eskiden, ruh eşi kavramının hep abartıldığını düşünürdüm. Ancak tasavvuf ile ilgilenmeye başladıktan sonra farklı bir yorum getirdim kendimce. Bu sonuca ulaşan başkaları da vardır eminim. Şöyle ki; ruhun bir tek eşi var o da nefis yani gözümüze hoş gelenler, ruhumuza eşlik eden şeyler. Bana göre de Juno, bizim nefsimizi yani ruhumuzun eşini temsil ediyor. Tasavvufla ilgili bir kitapta “Bu dünyada insanın sahip olabileceği en değerli hediye boyun eğmiş bir eştir” diyordu. Önce bunu sıradan bir kadınerkek olarak düşünmüştüm. Ama şimdi orada ruh eşi olarak nefisten bahsedildiğini düşünüyorum. Yani nefsin ruha boyun eğmesi, hayat yolculuğunu daha az üzülerek, daha az iniş çıkışlı geçirmemizi sağlıyor. Çünkü bütün kıskançlıklarımız, korkularımız, kendimizi kandırmalarımız bu nefisten kaynaklanıyor.” “Ben ‘plaza kızlığından gelen’ bir insanım. Uluslararası şirketlerde iş danışmanı olarak çalışıyordum. Astroloji ise benim arka bahçemdi” diyen Juno’nun yıldızlara ilgisi henüz 15 yaşında iken başlamış. Burcu oğlak olmasına karşın karakterinin bu burca uymadığını düşünürken bir arkadaşının ablası “Gel senin yıldız haritanı çıkaralım deyince hevesle kabul etmiş. Onun ağzından çıkan “Yükselenin bu, gezegenin burada olduğu için sen şöylesin, böylesin” sözlerini gülümseyerek anlatıyor ve şöyle devam ediyor: “Biri bana baktığı kağıt üzerinden karakterimi anlatınca ‘Bu işte bir iş var!’ deyip astroloji ile ilgilenmeye başladım. Otobüste insanların burçlarını tahmin etmeye çalışır, utanmazsam sorar, tahminim doğru çıkarsa da pek sevinirdim. Ben, insanların gittiğim okullar, aldığım eğitimler nedeniyle değil de yorumlarım için gelmesini isterim. Bu nedenle kendi hakkımda pek bilgi vermiyorum. Oysa baktığınızda Türkiye’de alınabilecek en iyi eğitimi aldım klasik anlamda. Hiçbir astroloji eğitimi almadığımı da belirtmeliyim. Yani kitapları okuyup bazı astrologlara da teknik anlamında danıştım. Benim için çok değerli fikir alışverişleri oldu. Ama bence bir işi öğrenmenin en iyi yolu yapmaktır. Ben de sormaktan çekinmediğim herkesin yıldız haritasını çıkardım neredeyse.”

40’lı yaşların sihri!
Juno ile konuşurken söz bir yerde dönüp dolaşıp 40 yaşından sonra değişen isteklere, hayatlara geliyor. Bunun da astrolojik bir açıklaması olduğunu söylüyor. Tam 40’larda yaşanan Satürn ve Uranüs döngülerinin kişiye hayatını nasıl bir kısıtlamaya soktuğunu, bazı şeylerin değişmesini istiyorsa hangi zincirleri kırması gerektiğini fark ettirdiğini anlatan Juno, “Genelde o devrelerde insanlar istemedikleri ve hayal bile etmedikleri değişimlere maruz kalıyor ve uyum sağlamak için kendilerini dönüştürmek zorunda oluyor ya da çok ihmal ettikleri şeyleri yapmaya kalkıyorlar bir cesaret. Bugüne kadar niye yapamadıklarını, nelerin engel olduğunu fark ediyorlar” diyor.

gokyuzunde-ne-varsa-yeryuzunde-de-o-oluyor-2

Elimizdeki malzemeyi yönetmeyi öğreniyoruz
“Arka bahçe” kavramı ne kadar gizemli! Hepimizin bir kaçış noktası var hayatta, farkında olarak ya da olmayarak kendimiz olabileceğimiz bir yer arıyoruz. “Siz neden bir arka bahçeye ihtiyaç duydunuz?” diye sorunca Juno, “Aslında hepimizin ihtiyacı hayatımızın bir anlamı olup olmadığını çözmek. Ben yapı itibariyle kendime felsefi referanslar bulmaya çalışıyorum. İnsanın kendi anlamını çözümlemesiyle, hayatın anlamını çözümlemesi çok paralel gidiyor. Hayatın dinamikleri içinde, toplam anlamı içinde kendine bir anlam bulmaya çalışıyorsun. Astroloji de bunun için kullanabileceğimiz sembolik çözümleme yöntemlerinden bir tanesi bence” diyor. Yıldızların hayata etkisini “Yukarısı nasılsa, aşağısı da öyledir” cümlesiyle özetliyor. Ona göre, yukarıyı okuyarak aslında bu dünyada nasıl bir devreden geçtiğimizi çözümlemeye çalışıyoruz ve astroloji de bu işe yarıyor. “Ben Satürn’ün, Jüpiter’in ya da Merkür’ün bana bir şey yaptığını düşünmüyorum. Daha ziyade, belli bir açıda duruyor olmalarının benim nasıl bir kapıdan geçmekte olduğum hakkında bir ipucu verdiğini düşünüyorum” diyor. Juno, hayatın bizi eğitme, tıraşlama, tıpkı suyun kayaları oyarak biçimlendirmesi gibi bir yolu olduğunu düşünüyor. Bizlerin de bu dünyada bunu gerçekleştirmek için var olduğumuzu… İşte bu nedenle kendi hayatımızı yaşarken, başkalarınınkilerde de yan rollere çıkıyoruz, bazı değişikliklere yol açıyoruz. Tüm bunları yaparken de güllük gülistanlık bir süreçten geçmiyoruz. İyinin yanında kötü günde de “elimizdeki malzemeyi” yönetmeyi öğreniyoruz. İnsanın doğum haritasına bakıldığında bu malzemenin ne olduğu ve yolculuğu yani hayatı boyunca geçilen kapılardan hangi koşullar altında neleri öğrenmek zorunda kalacağından bahsedildiğini anlatan Juno’ya, “O halde astroloji geleceği görmek ya da kehanet mi?” diye soruyorum. Biraz duraksayıp “Pek öyle değil. Benim astrolojide kehanete yönelik bir bakışım yok. Öyle yapanlar da var elbette. Ama benim tercihim o değil. Ben sisteme inanan bir insanım. Adının Allah, evren ya da merkez olması fark etmiyor. Birçok şeyi biz bilemiyoruz. Ama tüm hayatların, senaryoların bu sistem içinde manidar bir akışı var. Yani siz evlenmeyi çok istersiniz ama büyük senaryo açısından diğeri yani evlenmemeniz daha hayırlıdır” diye cevap veriyor. Yıldızların ya da gezegenlerin birbirleriyle olan ilişkilerini, açılarını tabiri yerindeyse “sıradan, ölümlü bir faninin” de anlayabileceği şekilde açıklayan, bizim üzerimizdeki etkilerini yine geçmemiz gereken kapılar üzerinden anlatan Juno, niyetini de astrolojik göstergelere bakarak hangi dönemde, hangi hikayeden bahsetmek gerektiğini bulmaya çalışmak diye özetliyor. O bunları anlatırken bir yandan da “Doğduğumuz andaki harita kesinse o zaman yaşayacaklarımız da belli” diye düşünüyorum. Yani haritayı değiştirmek mümkün değil mi? Yüksek sesle düşünmüş olmalıyım. “Ana durakları değiştirmek mümkün değil. Ama aradaki deneyimleri değiştirmek mümkün” sözüyle kendime geliyorum. O devam ediyor: “Biz kendi hikayemizi okurken bize göre ana duraklar, evlilik, çocuk, hastalık, ölüm, meşhur olmak gibi şeylerdir. Ama sistemin bakış açısından ana duraklar bir insanın sabırlı olmayı, dirayetli, şefkatli, uyumlu olmayı öğrenmesi olabiliyor. Benim inancıma göre belli bir genetik hafıza yüküyle, genetik hafızamızdaki bazı boşlukları doldurmak, bazı problemlerin daha farklı çözümlerini bulmak için görev alıp geliyoruz dünyaya. Oynamamız gereken oyunu oynayıp bulmamız gereken çözüm için buradayız. Dolayısıyla başımıza gelenler arasında iyi ya da kötü diye bir şey yok. Sosyal hafıza başımıza gelenlerle ilgilenir ama sistem görevimizi yerine getirip getirmediğimizle, insan genetik hafızasına yaptığımız katkı ile ilgilenir. Örnek vermek gerekirse, astroloji ne zaman hamile kalacağını gösterebilir sana. Ama sen o çocuğu doğurmamayı seçebilirsin. O zaman o çocuktan dolayı öğrenmen gerekenler senin karşına başka bir kapıdan çıkar. Hayatına öyle bir insan girer ki sen onunla uğraşırken çocuğunla uğraşacağının dört katı uğraşırsın. Yine öğrenmen gerekeni öğrenirsin.” Kişilerin haritalarında, bu dünyada öğrenmeleri gerekenlerin yazıldığını söyleyen Juno, “Kader ve seçim birbirini üretiyor bence. Kader bir olasılıklar bütünü. Katman katman bir senaryo. Onun içinde kişi belli yollar seçebiliyor. Biz genellikle hangi senaryoyu yaşadığımızla ilgileniyoruz ama sistem bizim hangi senaryo ile neyi öğrendiğimizle ilgileniyor. Dolayısıyla ‘Bu senaryo ile öğrenmedi. O zaman şunu gönderelim!’ diye başka bir şey gönderiyor” diyerek örneğini pekiştiriyor. Yani bir şeyleri öğrenmediğimiz için habire yaşayıp duruyoruz aynı şeyleri… Ne dersiniz? Sizin öğrenmeniz gereken nedir bu hayatta?

“Bazı problemlerin daha farklı çözümlerini bulmak için görev alıp geliyoruz dünyaya. Oynamamız gereken oyunu oynayıp bulmamız gereken çözüm için buradayız. Dolayısıyla başımıza gelenler arasında iyi ya da kötü diye bir şey yok.”

gokyuzunde-ne-varsa-yeryuzunde-de-o-oluyor-3

Ağaçlar ve meyveleri!
Juno’nun yaptığı özel çalışmalardan biri de “Ağaçlar ve Meyveleri” adını taşıyor. Yani anne, baba ve çocukların haritalarını çıkartarak birbirleriyle karşılaştırıyor, neden yan yana olduklarını, birbirlerinden ne öğrendiklerini anlatıyor. Çocukların haritalarında genellikle sağlık, yetenekler, yönlendirilmesi gereken konular, mesleki eğilimler öne çıkarken, anne ve babalara davranışlarında dikkat etmeleri gereken noktalar hakkında bilgi veriyor. Anne, baba ve çocukların birbirlerini algılamalarına yönelik bakın neler söylüyor: “Her haritada insanın anne ve babasıyla ilgili takılacağı alanlar bellidir. Siz çocuğunuza belli bir şekilde davrandığınızı zannedersiniz ama çocuğun bunu nasıl algıladığı onun haritasında görülür. Mesela siz çok anlayışlı ve verici bir anne olduğunuzu düşünüyor olabilirsiniz ama o sizi zavallı bir anne olarak görüyor olabilir. Babasını en büyük rakibi ve düşmanı olarak da görebilir, oyun arkadaşı olarak da. Çocuğun anne ve babayı nasıl algıladığını gördüğünüzde şunu söyleyebilirsiniz; çocuğunuzla oyun arkadaşı olmanız çok iyi ama sonuçta onun aynı zamanda güvenebileceği ve akıl danışabileceği biri olmanız için ona sınır çizmeyi de öğrenmeniz lazım. Yalnız sevmekle, onunla vakit geçirmekle kalmayın, onun için koruyucu, kollayıcı ve saygı duyacağı bir kişi olmak için bütün sorumluluğu anneye yıkmayın, siz de arada ‘Hayır’ deyin. Çünkü insanlar sadece sevdikleri insanlara değil bazen onların hayrı için ‘Hayır’ diyebilen insana saygı duyarlar ve çocukların saygı duymaya ihtiyaçları vardır. Aidiyet sadece sevgiyle olmaz, saygıyla da olur.”

Pozitif Dergisi 2014/04

Yorum Ekle